Yaşlanmayı Durdurmak Mümkün mü?

Yaşlanmayı yavaşlatmak mümkün mü? Bilim insanlarının biyolojik yaş, beyin gençleşmesi ve kalori kısıtlaması üzerine bulguları bu yazıda.

 

yaslanmayı_durdurmak

Yaşlandıkça vücudumuzda neler olur ve buna karşı neler yapılabilir?

Yaşlanma, hastalık ve engelliliğin en önemli nedenlerinden biridir. Bu dosya, yaşlanmanın biyolojisine dair güncel araştırmaları ele alıyor: Yaşlanma hızını nasıl ölçebildiğimizi, nasıl ilerlediğini ve bu sürecin yavaşlatılıp hatta tersine çevrilip çevrilemeyeceğini inceliyor.

Yaş ilerledikçe hastalık ve fonksiyon kaybı riski artar. İnsanlar daha uzun yaşadıkça, en az bir yaşa bağlı hastalık geliştirme ihtimali de yükselir. Küresel nüfus yaşlandıkça, bu hastalıkların oluşturduğu yükün de giderek artması bekleniyor. Araştırmacılara göre, her hastalığı tek tek tedavi etmeye çalışmak yerine, daha etkili bir yaklaşım bu hastalıkların ortak kaynağına, yani yaşlanma sürecinin kendisine odaklanmak olabilir.

Yaşlanma aslında nedir?

Bilim adamları yaşlanmayı, zamanla her şeyin yıpranma eğilimi göstermesi olarak tanımlar. Stanford Üniversitesi’nde beyin yaşlanması ve nörodejenerasyon üzerine çalışan Dr. Tony Wyss-Coray, bunu bir arabaya benzetiyor:

“Arabayı ilk aldığınızda pırıl pırıldır, her şey kusursuz çalışır. Yıllar geçtikçe parçalar eskir. Araba hâlâ çalışabilir ama zaman, kullanım ve çevresel etkiler sonunda aşınmaya ve işlev kaybına yol açar.”

İnsan vücudunda da benzer bir süreç yaşanır. Moleküllerimizde ve hücrelerimizde zamanla hasar birikir. Elbette vücudumuzun bu hasarı onaran mekanizmaları vardır; ancak bu sistemler de yaşla birlikte yıpranır. Bir noktadan sonra biriken hasar, organların ve sistemlerin düzgün çalışmasını etkilemeye başlar.

NIH (ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri) destekli araştırmalar, yaşlanmayı moleküler düzeyde daha iyi anlamayı hedefliyor. Bilim insanları, henüz hastalıklar ortaya çıkmadan önce insanların nasıl yaşlandığını ölçmenin yollarını ve yaşlanmayı yavaşlatabilecek hatta tersine çevirebilecek yöntemleri araştırıyor. Bu çalışmalar, yaşa bağlı hastalıkların önlenmesi ve tedavisi için yeni kapılar açabilir.


Yaşlanma nasıl ölçülür?

İnsanların farklı hızlarda yaşlandığı bilinen bir gerçektir. Bazı insanlar 90’lı hatta 100’lü yaşlarına kadar sağlıklı kalabilirken, bazıları kanser, kalp hastalığı ya da demans gibi sorunlarla çok daha erken karşılaşır. Bu farkı açıklamak için “biyolojik yaş” kavramı kullanılır.

Biyolojik yaş, yıllar içinde biriken moleküler hasarı ve bunun hastalık riskine nasıl dönüştüğünü yansıtır. İlginç olan şu ki, biyolojik yaştaki farklılıklar, hastalıklar ortaya çıkmadan yıllar önce belirginleşebilir. Bu nedenle yaşlanmayı yavaşlatmaya yönelik müdahalelerin de erken dönemde başlaması gerekir.

Ancak bir tedavinin işe yarayıp yaramadığını anlamak için insanları hayatları boyunca izlemek pratik değildir. İşte bu yüzden araştırmacılar, biyolojik yaşı ölçebilen “yaşlanma saatleri” geliştirmeye çalışıyor.

Columbia Üniversitesi’nden Dr. Daniel Belsky, bu yaklaşımı şöyle açıklıyor:

“Toplumu referans alıyoruz. Ortalama 50 yaşındaki biri böyle görünüyor, 60 yaşındaki biri böyle, 70 yaşındaki biri şöyle… Sizin biyobelirteçlerinizi bu ortalamalarla karşılaştırıyoruz. Sonra diyoruz ki: ‘Siz biyolojik olarak 55 yaşındasınız.’ Eğer takvim yaşınız 65 ise bu iyi haber, ama 45 ise pek de iyi sayılmaz.”

Belsky ve ekibi bu fikri bir adım ileri taşıyarak sadece “yaşlanma saati” değil, bir yaşlanma hız göstergesi geliştirdi. Bu sistem, bir kişinin ne kadar yaşlandığını değil, ne kadar hızlı yaşlandığını ölçüyor.

Bu yöntemde DNA üzerindeki kimyasal değişiklikler, yani DNA metilasyonu temel alınıyor. Yeni Zelanda’da 1972–73 yıllarında doğan 1.000’den fazla kişinin uzun yıllar izlendiği Dunedin Çalışması’ndan elde edilen veriler kullanılarak bir algoritma geliştirildi. Bu algoritmaya DunedinPACE adı verildi.

Sonuçlar netti: DunedinPACE’e göre daha hızlı yaşlanan bireyler, kronik hastalıklara yakalanma ve daha erken ölme açısından daha yüksek risk taşıyordu.

Bu ölçüm, gelecekte yaşlanmayı yavaşlatan müdahaleleri test etmekte ve risk altındaki kişileri daha erken belirlemekte kullanılabilir. Hatta bazı taramaların (örneğin kanser taramaları) kişiye özel olarak daha erken ya da daha geç başlatılmasına bile yardımcı olabilir.

Üstelik her organ aynı hızda yaşlanmıyor. Aynı kişide kalp biyolojik olarak daha “yaşlı”, beyin ise daha “genç” olabilir. Kanda bulunan bazı proteinlere bakılarak organ bazında yaşlanma ölçülebiliyor. Bu da hangi organın gelecekte sorun çıkarma ihtimalinin daha yüksek olduğunu önceden görmeyi mümkün kılıyor.


Yaşlanan beyin tekrar gençleştirilebilir mi?

Yaşlanmanın en ciddi etkilerinden bazıları beyinde ortaya çıkar. Yaş ilerledikçe nöronların bağlantıları güçlendirme yeteneği, yani sinaptik plastisite, azalır. Bu özellik özellikle öğrenme ve hafıza için kritik öneme sahip olan hipokampus bölgesinde çok önemlidir.

2014 yılında Wyss-Coray ve ekibi dikkat çekici bir bulguya ulaştı: Genç farelerin kanı, yaşlı farelerin beyin fonksiyonlarını iyileştirebiliyordu. Genç farelerden alınan kan, yaşlı farelerin beyninde sinaptik plastisiteyle ilişkili genlerin aktivitesini artırdı ve öğrenme-hafıza performansını iyileştirdi.

Benzer etkiler, insan göbek kordonu kanından elde edilen plazmayla da görüldü. Araştırmacılar, bu etkiye neden olan faktörü aradıklarında TIMP2 adlı bir proteini tespit etti. Bu proteinin yaşla birlikte beyinde azaldığı görüldü. Yaşlı farelere TIMP2 verildiğinde, öğrenme ve hafıza performansı anlamlı şekilde iyileşti.

Bu bulgular, yaşlanmanın bazı etkilerinin geri döndürülebilir olabileceğini düşündürüyor. Ancak plazma temelli tedavilerin yaygın kullanıma girmesi için daha zamana ve klinik çalışmaya ihtiyaç var.


Kalori kısıtlaması yaşlanmayı yavaşlatır mı?

Peki bugün, şimdi yapabileceğimiz bir şey var mı?

Dr. Belsky bu soruya net cevap veriyor:
“Evet var, ama pek heyecan verici değil.”

Fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme ve genel olarak sağlıklı yaşam alışkanlıkları, yaşlanmayı yavaşlatmanın en etkili yolları arasında. Hatta Belsky’ye göre:

“Egzersiz, bildiğimiz en güçlü gençlik iksiridir.”

Bunun yanında en çok araştırılan yöntemlerden biri kalori kısıtlamasıdır. Yani yeterli besin öğelerini alırken, toplam kalori miktarını azaltmak. Maya hücrelerinden kemirgenlere kadar birçok canlıda, kalori kısıtlamasının yaşam süresini uzattığı gösterilmiştir.

İnsanlarda bu etkiyi incelemek için yapılan CALERIE çalışmasında, orta yaşlı ve sağlıklı bireyler iki yıl boyunca kalori alımlarını ortalama %12,5 azaltmıştır. Sonuçta katılımcılar vücut ağırlıklarının yaklaşık %10’unu kaybetmiş, yaşlanma hızları ise biyolojik göstergelere göre yavaşlamıştır.

Kas kütlesinde küçük bir azalma görülse de kas gücünde anlamlı bir düşüş olmaması dikkat çekicidir. Bu da kas kalitesinin artmış olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca gen ekspresyonu ve RNA işlenmesi gibi hücresel mekanizmalarda da yaşlanma karşıtı yönde değişiklikler saptanmıştır.


Gerçek “gençlik iksiri” ne?

Araştırmacı Luigi Ferrucci’ye göre, yaşlanmayı yavaşlatmak için mucizevi bir hap beklemeye gerek yok:

  • Düzenli fiziksel aktivite

  • Sigara içmemek

  • Sağlıklı kiloyu korumak

  • Kaliteli uyku

  • Aşıları yaptırmak

  • Koruyucu kanser taramalarını ihmal etmemek

  • Yüksek tansiyon ve kolesterolü kontrol altında tutmak

Ferrucci bu yaklaşımı şöyle özetliyor:

“Bunları yapan insanların yaşam süresi ortalama 10 yıl uzayabiliyor. Sihirli bir hap aramaya gerek yok. Sihirli hap zaten elimizde.” 

Bu yaklaşım, son yıllarda uzun ömür araştırmalarıyla ilgilenenler arasında sıkça tartışılıyor

Yorum Gönder

Çerez Onayı
Bu sitede trafiği analiz etmek, tercihlerinizi hatırlamak ve deneyiminizi optimize etmek için çerezler kullanıyoruz.
Hata!
İnternet bağlantınızda bir sorun var gibi görünüyor. Lütfen internete bağlanıp tekrar internette gezinmeyi deneyin.
Site is Blocked
Sorry! This site is not available in your country.